İÇSEL NESNELERİN KALEYDOSKOP EVRENİ

“Bütün dürtüler,bütün savunma biçimleri, onlara zihinsel hayat kazandıran ve amaçlarını gösteren fantazilerde yaşantılanırlar. Davranışlar, gerçekçi algı ve rasyonel düşünceyle harekete geçmez,bilinçdışı çocuksu fantaziler tarfından yönetilirler. Aktarımın karakterini belirleyen fantaziler sadece nesneleri değil,benliğin, bedenin ve zihnin parçalarını da içerebilirler. Bu bilinçdışı fanteziler dolayımında, insan kendi fikirlerini,anılarını,korkularını ve arzularını, kendi içinde yer alan, kişiliğe bürünmüş varlıklar olarak görür. Bu içsel nesneler sonradan “öteki”ne yansıtılırlar.”

İç dünyanın nesneleri fantazmagorik ve şiddetli yapıları ile dış dünyanın nesnelerinden oldukça farklıdırlar. Bu fark çocuğun iç dünyası ile onu çevreleyen dış dünya arasındaki kontrstte belirgindir. Çocuğun arşetipsel ve filojenetik hazinesi ile dış gerçekliğin “normalliği” arasındaki ilk müzakere ve uzlaşmalar masallar aracılığı ile oluşmaya başlar. “İnsanlık tarihinin Çocukluk dönemi”ndeki mitolojiler de aynı türişlevleri görmüşlerdir. Amorf ve dilsiz içsel nesneler bu ilk karşılaşmalar ile dış dünyanın lehine melezleşmelere tabi olurlar. Bu tür yapısal değisimler sonucunda içsel nesnelerin dilsiz ve şekilsizliği yerine dış dünyanın geometrisis ve öyküleri gelir. Bu yeni gelenlerin canlılıklarını koruyabilmeleri, her ne pahasına olursa olsun,”aktif volkan”ın yanında durabilmeleri cesaretlerine bağlıdır. Sanatçı benliğinde oluşan yaralara karşın ve canı epey yansa da, o “volkanın gözleri”ne bakmayı sürdürür. O gözlerde gördüğü ve yaratısında aynalanan içsel nesnelerinin kaleydoskopu, kimsenin ilk bakışta adını koyamadığı ama “derinden tanıdığı ülke”nin davetleridir. Hüseyin Özinal’ın resimleri ilk karşılasmada bu sezgisel davetiyeler olarak deneyimlenmektedir.Şekilsizlikleri ve dilsizlikleri bu gizemli dostluğu mecbur kılmakta. Ancak, daha sonra, herkesin kendine özel dış dünya ile uzlaşma mevzuatına göre, değişik öykülere ve şekillere büründürülmektedir. Ne var ki, ne kadar kostümlendirilseler de, Özinal’ın resimlerinin gözlerindeki “lav”,”hararet” ve “çığlık” hiçbir yere gitmiyor. Cesareti olanların, resimlerin gözlerine bakmayı sürdürebilmeleri, onların içsel nesnelerin evrenini görmerini sağlayacaktır.

Yavuz Erten